10 Şubat 2012 Cuma

pardon be çorap olay sana patladı bu yazıda:)


Kaybolan yıllar, kaybolan tel tokalar, kaybolan küpe ve çorap tekleri…
..
Önüm arkam sağım solum saklanmayan ebe…eee tamam ebe değilsiniz de, nerdesiniz? Nereye gidiyorsunuz bu evrende? Hayır bu kafa ne kafası ise ben de istiyorum ondan da, sebebim o…yoksa derdim değil sizi bulmak, çünkü siz kaybedilmek üzere tüketilmişsiniz zaten….Ooooh sert!!

Ama gariptir bazen sizi bulunca bir yerde,siz  kopup gelmişken o diğer evrenden, mutlu olmuyor da değilim hani…kaybolan yıllar sen tek başına yetersin de ( anılar hatırlanacak düzeydeyse J ) toka hadi senin de giderin var da, diğer tekler ancak saklamışsam yalnız kalanı Bodrum kedili teyze styla; ancak o zaman ver mutluluğu durumundasınız…hadi küpe bile kurtarır sanki durumu 2. Veya 3. Ve sonrası delikler varsa ama ya çorap???

Çorapsan bittin arkadaşım, sabırlı umutlu bir ayak sahibin yoksa önce kaybolursun kalabalıklarda sonra darlanılmış bir toplanmada kaybedersin kendini, benliğini, çiftliğini…Hadi be derim en çok bulunca seni…sonra diğerini, çiftliğini satmamış olma umudu ile belki biraz daha saklarım – tutarım seni…bazen fark etsem de satmış olduğumu, hani ya satmadıysam derim. Ama bilirim yalandır… En uzun ömrün çekmecede geçecek bir miktar daha süredir ki sen de bilirsin değmez yalnızlığına, sonu aynıdır, yalandır, çöplüğün dibidir…Ah be çorap senden yer silme bezi bile olmaz, senin halin  en acınasıdır…Bir iki tur da çıkartamadıysan eşini, senin halin yamandır…Ben seni atmadan, sen bul bi yok olma yolunu, zaman gitme zamanıdır ve sen ki en başta kaybedilmek üzere tüketilmişsindir, yaylan biraz…

8 Şubat 2012 Çarşamba

Peruuuuuuuuuuuuuuu!!!!!!!!!!!!!!

Peru! Gittim, geldim.. Aslında gittik, geldik! Çook değişik ama çok keyifli bir tatil oldu. (sonunda da yazma fırsatım buldum)
İnanılmaz aksiliklerle başladı. Bir arkadaşım Lima uçağına alınmadı, diğeri parasını çaldırıp geldi, benim de ilk günden bavulum patladı. Nays!
Tatil Cusco’dan başladı diyebilirim. İlk varış noktamız Lima idi ama 1 gece kalmamız ve ilk gecenin sıkıntıdan başka bir şey ifade etmemesinden dolayı bu geceyi atlıyorum. Lima’yı anlatma zamanı gelecek zaten.
Okuduklarımızdan dolayı korkarak geldik Cusco’ya; “rakım farkı çok etkiler, aman yorucu aktivitelerde bulunmayın, sigara/alkol kullanmayın, bol bol coca tea ve su için vs”.  Biz Cusco’da Corihuasi Hostel’de kaldık, kesinlikle tavsiye ederim. Şehir merkezine oldukça yakın, güzel kahvaltı, temiz oda ve yardımcı personeli var. Otel sizi yükseklik farkından dolayı hissedebileceğiniz olası rahatsızlıkları gidermek için coca çay ile karşılıyor. Coca çay kokain yapımında kullanılan coca bitkisinin yapraklarından yapılıyor, asıl amacı vücudu gevşetmek, rahatlık hissi vermek. İşe yaradı mı çok emin değilim, fazla içenlerde hayal kurmalar falan başlıyormuş ama biz bitki çayı gibi içtik J
Cusco çok küçük ama sevimli bir şehir. Özellikle turistler Macchu Picchu ve Kutsal Vadi’den dolayı buraya akın etmiş durumda.  Turistlerin ilgisini çekmek ve fotoğraf başı para kazanabilmek için pek çok elinde laması ve tipik Peru kıyafetleri ile insan görmek mümkün ama gerçekten bu kafada olup bu şekilde yaşayan insanlar da var. Bence yani gördüğüm kadarıyla güvenli bir yer, tabi çanta, cüzdan her zaman kontrollü bir yerde olmalı ki bizim açımızdan alışık olduğumuz bir durum bu.
Kutsal vadi turu kesinlikle yapılmalı! Daha fazla bilgi için: :) http://www.andeantravelweb.com/peru/destinations/cusco/sacredvalley.html
Machu Picchuuuuuu!!!!!
Tek kelime, büyüleyici! İsterseniz Inca Trail (yürüyerek) ile ya da tren ile varabilirsiniz. Cusco merkezinden gitmek yaklaşık 3-3,5 saatinizi alıyor. PeruRail tren biletleri ve Machu Picchu’ya günlük giriş yapmasına izin verilen kişi sayısı belli olduğu için önceden biletleri ayarlamak önemli. Biz tabii ki de bu kısımda da sıkıntı yaşadık ki önceden bilmemize rağmen. Bizim aksiliğimiz uçağı kaçıran arkadaşımın işlemlerini halledemememizden dolayı kaynaklandı ama sonunda gittik, gördük. Machu Picchu? Anlatılmaz, yaşanması lazım, hehe..
Bu arada Peru’ya toplamda 10 gün ayırdığımız için bizim programımız çok dolu ve yorucuydu.
Machu Picchu sonrası Cusco’ya gece 9’da vardık ve direk “nezih” otobüs terminaline giderek 10’daki Puno otobüsüne yetiştik. Otobüs şoförleri gerçekten çılgın. Yorgun olmamıza ve deli gibi uyumamıza rağmen bir ara gerçekten sürücünün yanına gidip, kendisini sorgulayacaktım.
Unutmadan en büyük sıkıntılardan biri İngilizcenin Perulular için etkisiz eleman olması. Muhakkak birinin İspanyolcaya hakim olması şart ama bu o kişi için bu tam bir işkenceye dönüşüyor J
Neyse saat sabah 4.30 gibi Puno otobüs terminaline vardık. Normalde 6’ya kadar otobüste uyumamıza izin vereceklerini söylemişlerdi ama vermediler ve otogar rahatlığı bu an itibari ile bizde başladı. İşin tek güzel tarafı o saatte otogarda çoğunlukla sizin gibi yarınki programına başlamayı planlayan dünyanın her yerinden turistlerin olması. Kabus yanları; soğuk, pis tuvaletler, yanınızda az da olsa başı düşerek uyuyan Perulu gençler, dayanılmaz koku. Sıkıntı; kıyafet değiştirme! Bunun için önce tüm valizi açmak, giyinmek için yer seçmek falan lazım tabi ama imkanlar kısıtlı J o nedenle rahat olmak lazım- bizim gibi. Bavulu herkesin yanında açmak, giyinmek, saça başa çeki düzen vermek, kahvaltı yapmak gibi temel ihtiyaçlar için etrafınıza şöyle bir bakıp; amaaaan deyip koy vermek lazım, çünkü sonrası gerçekten huzur J
Peki Puno’da ne yapılır? Lake Titicaca’ya gidilir… Önceden ayarladığımız tur ile teknelere bindik ve maceraya başladık. İlk durak yüzen adalar…
Resimdeki renkli etekler geleneksel hatun kıyafeti, asıl anlamı bu kadınların bekar olması. Evlendiklerinde etek rengi siyah oluyor. Yüzen adaların hikayesi İspanyolların bu bölgeye gelmesi ve halkın İspanyollardan kaçmak için bir takım yollar yaratması ile başlıyor. İstiladan kaçmaları başta bambulardan inşa ettikleri ve göle sabitlemeye çalıştıkları adalar ile gerçekleşiyor. Daha sonra tabi bu turistik bir hal alıyor ama işin ilginci hayat şartları ne kadar kısıtlı ve sınırlı imkanlar ile olsa da insanlar bu şekilde yaşamaya devam ediyorlar ve mutlular. Buraya kadar biz de çook mutluyuz… Hava güzel, enteresan hayat tarzları öğreniyoruz falan filan.
Turun diğer kısmı Amantani adasına gitmek ve burada yerel bir aile yanında kalmak. Amantani’ye gitmek tekne ile yaklaşık 3 saat. Uykusuz bünyeler ve sırt üstü yatma hasreti ile o teknenin üst kısmı aradığınız huzur gibi geliyor ta kiii adaya varana kadar! Adada yanında kalacağınız aileler karşılıyor sizi, bilinmeyen bir eve bilinmeyen bir kişi eşliğinde gidiyorsunuz. Yine bana hüsran, bana yine hasret var! J
Sıkıntı şimdi başlıyor işteeee… Ev;
Mutfak ya da tuvaleti bu resimden sonra tahmin etmek zor değil. Ama biraz daha şekillendirmem gerekirse su yok, elektrik yok! Daha bitmediiiii! Üstüne 2 saat en azından mis gibi uyudum cümlesinin korkunç pişmanlığı var; mor ve gülerken bile acıyan bir surat. Her şey harika… Tatil gibisi yok! J
Adalıların ilginç hayat hikayeleri dışında adada yapılacak aktivite yok. Aslında bir tane var, o da akşam düzenlenen parti, vu huuuuuu… Ama tatilin başından beri süre gelen şansımıza paralel olarak yağan yağmur, çakan şimşekler ve ev babasının “biz yatıyoruz, kimse partiye gitmeyecek” demesi saatin de 20.30’u göstermesiyle birbirini tamamlayarak gerçekten insana deliksiz bir uyku yaşatıyor ki bizim durumumuzda o da olaysız yaşanmadı. (!) Atlanmaması gerekenlerden bir tanesi de gözlerinizi kapamadan yenmesi mümkün olmayan sadece suya daldırılıp çıkarılarak temizlenen tabaklarla servis edilen ve nerede pişirildiğini bile görmediğiniz Peru yemeklerini yemek. Hımmm leziz!
Ertesi gün Amantani eğlencesini kaçırmanın verdiği derin hüzün ve adadan ayrılmanın verdiği inanılmaz sevinç ile karışık kafalarda ayrıldık Amantani’den. Sonraki durak Taquile adası! En azından nispeten daha güzel bi öğle yemeği… Peru böyle işte, ufak şeyler gününüze “en azından” dedirtiyor. J
Taquile’dan sonra o gün Puno’ya tekrar varınca ve medeniyete, güzel bir banyoya, yemeğe, bara kavuşunca kısaca tatilin ne olduğunu anlayınca imkanları sonuna kadar kullanmakla geçti. Sonucu rahat yataklarda sadece 2 saatlik uyku ve sabah yeni bir otobüs yolculuğuna uyanış, varış yeri Arequipa.
Arequipa Peru’nun 2. büyük şehri, sempatik ve tabi gene çok turistik. Zaten 10 gün boyunca gördüğünüz insanlar bir şekilde farklı şehirlerde, otogarlarda ya da otellerde karşınıza çıkıyor. Bu kısmı keyifliydi bence.
Neyse Arequipa dev büyük bir şehir değil ama kesinlikle bir gece kalınıp keyfini çıkarabilirsiniz. Biz yaklaşık 6 saat geçirdik, yatma vaktimiz gelince soluğu tabii ki otobüste aldık. Gene tüm yol deliksiz uyku… Uyanış yeri Nazca;  hedef Nazca çizgilerini uçak turu ile görmek. http://www.december2012endofworld.com/nazca-lines
Sıkıntı; uçağın korkunç sarsması ve Puno ‘da keyifli bir uyku çekmenin intikamını soyulmaya başlamakla yaşamak J Nazca kalınacak bir yer değil, o nedenle direk kaçılmalı. Biz de öyle yaptık ve Lima’ya doğru yola koyulduk.
Bu sefer içimiz rahat, çünkü Lima’nın en iyi bölgesinde bir butik otelde kalacağız. Hiç bir şey bu kadar basit olmamalı ve olmadı…  Önce kaldığımız oteli bulana kadar zorlandık, sonra otel kapısında “15 dakika sonra geleceğim” notu ile karşılaştık. Ama en bombası otel sahibinin bizi ayakta duramayacak kadar sarhoş bir şekilde karşılamasıydı. Müthiş!
Lima büyük bir şehrin sunabileceği her şeye sahip. Okyanus, alışveriş yapılabilecek sokaklar, gezilecek gidilecek restoranlar ve barlar, turistik aktiviteler gibi gibi. Güzel mi? Evet. Büyüleyici mi? Peru’da gezilen yerlerden daha az.
Sonunda ne oldu? Tatil bitti ve heh işte İstanbul’a döndüm. Güzel olan böyle bir tatili yapabilmekti gerçekten. Tüm olanları düşününce sıkıntı hakim ama bu yazıya dökülenler. Çook eğlendik tabi, çook hikaye anlatılacak ve çook güleceğiz biz.
Gidilsin, görülsün, test edilsin. Yapılması gereken ilk şey size eşlik ederken uyanamayıp terslediğiniz de size gülebilecek, terminallerde giysilerden size perde yapacak, İspanyolcasını sömürebileceğiniz, o en kötü anlarda birbirinize bakıp “challange accepted” diyebileceğiniz, kesinlikle para ve yapılan programı şikayet etmeyecek birini / birilerini bulmak yani kısacası değer verdiğiniz ve karşılığından keyif aldığınız kişileri bulmak yoksa zaten tatil her zaman her yerde güzel. Peru kafası ayrı güzel!
g.
Ha bir de;
Nossa, nossa
Assim você me mata
Ai se eu te pego
Ai ai se eu te pego
Delícia, delícia
Assim você me mata
Ai se eu te pego
Ai ai se eu te pego
Sábado na balada
A galera começou a dançar
E passou a menina mais linda
Tomei coragem e comecei a falar
J J J

7 Şubat 2012 Salı

running out of words...


I ran out of words and i fcking hate it…

Now in my life…There are things to do; there are many tasks to be completed, proposals to be submitted, laundries to be done, dishes to be washed and more important friends to be called, movies to be watched, books to be read, delicious foods to be cooked and shared, times to be spent all by myself and it goes on and on…They drive me crazy....Hey!! I hate to be a things to do person (outside of business :p)

Here, my optimistic side calls; “S at least you now have 3 tickets in hand which means 3 wonderful journeys to be made…” To where this time? One to İstanbul, to the city where my heart beats with the BLOOD that is running through my veins…One  to Genéve to experience, for the first time in my life, becoming ‘teyze’ and celebrate this experience with a great mum (to become), with one of my best friends…And the last one  to “London, Love the name darling”…It will be my first time to the London city and it will as well, hopefully be, my first holiday with my “ darling”…Actually there is also one  ticket left, reversed this time, for G to visit Amsterdam, the city where I belong to celebrate “Queens birthday”…Orange….(no need to say waiting the others to come)

It doesn’t feel that bad after putting all these into words when compared with the beginning ha?

And I have one more challenging thing upcoming which I can’t  say out loud here…Sorry for the mysterious styla…
But I am not sure with that one… :s

Because I am looking for something to change my life…God, why have I always been that lucky with the changes!? … Besides normal upside downs, life have always brought me new circumstances without me even doing anything…

I am not gonna ignore my 30 sayings! Ok!I recall, I mentioned only two things missing in my life…I found( the) one! (which I gave the least chance to happen)  and I am soooo happy…..

But also just give me a sign for the other one which would be a complete challenge/courage ( if I ever find)
Should I change everything or should I just be upgraded to keep me busy for a while?…

Anyway I am a kind of relaxed, have fun guys…

Buy tickets, cuddle the ones you love, fck business and eat & drink, in your own styla ;)

By the way I always get drunk with applesap vodka styla…

Love…

13 Ocak 2012 Cuma

me like...with all s styla...


seni me like
simdilik en cok da.... 
finding the extraordinary in the ordinary tarot styla... 

el ele tutusur gibi ayaklarimi tutusunu me like... 
cunku belki kardesimi aklima getiriyorsun!!sis styla... 
ayagimi tut, insan igrenir mi kardesinin ayagini tutmakla... 

muziginle kafa sallayisin, beni sarsisin styla me like desem.... 
neden?paylastigin icin en cok da... 
raki? dedigim an agzindan bal damliyor deyisini...
kaprissiz styla... 

senin paran burda gecmez ne guzel bi lafmis... 
me like...en guzel sahiplenismis.... 

 arkadasin napiyor, selam soyle 
arkadasina sevgiler...
ne tatli, ne beklendikmis bunlar parent styla... 

fallara seni sordurmak komik ve aptalsa da...liseli styla.. 
ama medet mi umulur acaba??!
dedim ben bu son cumleyi mecnun styla... 

oooooh ayse kamyoncu styla.... 

ben burdayim biz styla 
with 17 hertz styla 

uyuman ne guzel simdi iceride after disco ball styla... 
renkli pantolonumla yaziyorum iceriden 
bundan daha otesi paylasimlara sasiranza.... 
ve me like.. 

ne- der-lan- se desinler styla;)))

5 Ocak 2012 Perşembe

2011 den 2012 ye...Bunu bil 2012:)


Ah be 2011; ne guzel bi seneydin sen…?!
Bakalim bakalim ne guzel bi seneydin…
Kac kez ucaga bindim, kac kez ne diyarlara uctum acaba yanimda sevdiklerimle ya da sevdiklerime kavusmak uzere…
Unutulmazlarım; Verbier (kayak), Berlin ( ivit, alex-alessandro), Madrid(second girls weekend, the worst hangover, Baskin atesi yakarmis atesi), Stockholm ( in love with Sweedish Styla, bcc, Italian, magnum, SAS, I’m Andi,…) Mordaogan ( once yeni ev styla, sonra Marakesh Serbeti, Alacatisi), Geneva( business trips, Montreux Jazz, grup teklifi), G visits to Amsterdam( challenges) ve Big Apple NY, SF and LA ( offff so much in love with NY), Istanbul (  cok raki,cok ozlem,cok family, cok friends…),…
30!!! ZONE…Ne cok sevmisim, ne cok sevilmisim ben o zaman anladım…Su 30 sene de biseyleri cok guzel, cok anlamli yasamisim ben onu anladim…Hedefledigim herseye sahipmisim ben, Ferzan Ozpetek filmi styla masalarda yemekleim varmis benim….alkol, gozyasi, sevgi, aci, mutluluk,paylasim ve daha nicesi ben ve benim dostlarimla koskoca hayat masamizin etrafindaymis…arkadasimdan, dostumdan, tanidigim bar sahiplerine, abim bildiklerime, aileme kadar  hersey heryer benimmis,bizimmis…hic bu kadar mutlu olmamistim, goz yaslarim hic bu denli mutluluk icin akmamisti…
Aradigim dovme kazindi tenime, sonsuz bir kalp atisi ile…
İs falan, darlandim, her zamanki gibi yakistiramadim, sevmedim ama basardim da…tekrar bi junior i kazandirabilir,sevdirebilir miyim acaba?
Satmak icin olmasa da ilk defa urettim ve bunu sevdiklerime hediye ettim…
Bu zavazingoya basladim, bu ortak Bi2 guncesini sevdim..cok gulumsedim sadece Bi2 bile paylasirken…
Yeni arkadaslar edindim…Eskileri pekistirdim…
Offf cok dagittim, cok ictim,cok sabahladim, cooook…
Korktum yine saglik mevzularindan, korkunun ecele faydasi yok dedim…
Ve bekledigim ask uzakta degil yakinimdaymis aslinda, tanistim…Tabiki tum soylemlerimin akisne…Huzura teslim ettim kendimi ve caba sarf ederek hakkini vermek istedim…Yasamaya korkmadan, harcamadan, yasamaya odaklandim…Yasamak ne guzelmis, ozlemisim…devamini diledim yeni yila girerken…
Yani ben ozetle bu sene ben, S, cok sevdim, cok sevildim ve cok gezdim…
En az bu kadarini yeni seneye hedefledim, 2012 kork benden J
S Styla yasamak uzere cheersJ

3 Ocak 2012 Salı

2011! Sert!


Ne oldu bu 2011’de? Ne olmadı ki?
En ama en önemlisi; kendimi fark ettim. Kendimi fark etmek ne demek? Kendimi demek yerine hayatı demek daha doğru. Eğlenmeyi öğrendim ben bu sene. İnsanlara gerektiğinden fazla değer vermemeyi, bencilce ama evet seni mutlu eden insanlarla beraber olmayı, dans etmeyi, tatil yapmayı, yemek yapmayı, tek başına ev idare etmeyi, gülerken sadece gülmeyi düşünmeyi, çevremdeki insanların farkına varmamayı vs. vs...
Ben öğrendim. O nedenle 2011 güzeldi. Acıydı, buruktu başta. Mide sancılarıyla geçti. Sonra ben düşündüm, değer mi diye. Ama çok düşündüm (yaklaşık 6 ay), fark ettim değmezmiş. En garibi ben fark ettim. Çıkardım hayatımdan. Boşluk bekliyordum işin aslı. Beklediğim boşluk ne kadar çok doldurmam gereken boşluk oldurduğunu gösterdi bana. Şaşırdım! Bıraktım kendimi ben. Bildiğin bıraktım. Çok iyi geldi..
Sonra güldüm. Mutfakta başımı bulaşık makinesine dayamışken güldüm, san francisco’da s’yi otel odasında uyuduğum için kapının dışarısında bıraktığım için güldüm. Amsterdam’da “challenge” oynarken dağıldım. Ha bi de mesela istanbul’da kimseyi düşünmeden dans ettiğim için zıpladım.
Sonunda ne fark ettim,?! güzel geldiğini.. 
2011 öle böle geçti. Benim için güzel geçti. Bi seneyi ne istediğimizle doldurmak istiyosak onunla doldurabileceğimizi öğretti.
Ben (ki hayatta tahmin etmezdim) amaaan dedim, güzel demiycem ama olmak istediğimiz insan olalım dedim, düşünmeyelim. 
2012 benim için sadece bu. Yapmak istediğimizi yapalım, sağlıklı olalım ki yapalım. Etrafımızda güzel insanlar olsun ki eğlenelim. hayallerimiz olsun ki nefes alalım!..
g..

17 Aralık 2011 Cumartesi


Acaba bole olmak zorunda mı ?
Yani illa bu beklentiler olmali ve bunların gerçeklesmemesi sonrasında hayal kırıklıgı mı yasanmalı….

Ve neden yasanılan bu kırıklıklar da insanın kendisine ve karsısındakine hic tahammulu yoktur...egoların olmadıgı bir dunya isterken, benim yasadıklarımı sen yapay bir icgudu ile uste cıkma sayarken, benim hisettigim duyguyu hor gorurken, kendi duygunu haklı bulurken soylesene hangimizin egosu sence soz konusu olan?

Belki hicbisey degismiyor tüm bunlar olurken, sadece yerlere sacılıyor kırılan birkac duygunun parcaları ve biz ustunden gecerken ayak tabanlarımıza kıymıklar batıyor...belki anlamıyoruz bile….

Ama neden iste bu beklentiler ile baslıyoruz herseye ve hayal kırıklıgına ugramaya korkarak kırlıyoruz ve kırıyoruz…MR INTENTIONAL,MR EMOTIONAL….
Yıllarca sandıklarda biriktirdigimiz neler bu kadar urkek yaptı bizi, neden yasamaya korkar, kırılmaya/kırmaya gonullu oluruz ve neden illaki karsımızdakini baskalastırırız…

Ben bunu anlamıyorum…

Ama yine de devam ediyorum, hollywood styla hayaller kurup mr charming ile ata binmeye...

S questioning from Amsterdam...